Tonguç Yumruk'un Weblog'u
Anlık olaylar, fikirler, gudik ismail vs...

Tue, 28 Nov 2006

Uzun zamandır müzik üzeirne birşeyler yazmıyordum. Neyseki Ayhan Sicimoğlu'nun yeni albümü beni bu tembellikten vazgeçirecek kadar kıpır kıpır bir albüm olmuş.

Albümü dinlemeden önce Ayhan Sicimoğlu'nun kim olduğu konusunda pek bir fikrim olduğunu söyleyemem. Yine de, neden bilmem, albümü görünce sanki uzun zamandır çıkmasını beklediğim bir albümmüş gibi hiç düşünmeden aldım. Eve gelip CD'yi paketinden çıkarınca (French Fries Alaturca) oldukça ilginç hazırlanmış bir iç kapak ile karşılaştım.

Kapağı atlayıp diski takıp dinlemeye başladığımda ise daha ilginç bir süprizle karşılaştım. Albümün açılışı, geri kalanından (ve benim beklentilerimden) oldukça farklıydı. Neyse ki bu güzel ilk dakika şokundan sonra albüm asıl havasına girdi ve oynak latin jazz ritmleri ortalığı kapladı.

Teker teker şarkılar üzerinde durmayacağım, zira albüm her biri diğerinden daha güzel parçalardan oluşuyor fakat özellikle son derece hareketli Istanbul pas Constantinople ve Historia de Un Amor gibi şarkıları özellikle dikkatle dinlemek gerek diye düşünüyorum. Tabii Historia de Un Amor'un çevirisi Bir Aşk Hikayesi'nde Mirkelam'ın yorumu ve şu sözler albümün tek "olmamış" kısımlarıydı.

Ben de en güzelini
Hem de en fıstığını (!#?)
Nerede olsa bulurum.

Rüyalarım oldu gerçek işte bir anda
Hayat toz pembeymiş meğer yeni çıtırımla (#!?)
İhtiyarım diye takma
Cebinde paranda varsa
Vur patlasın çal oynasın
İşte aşk hikayesi

!#?: Bunların şarkıya uymamasına mı yanayım, seçilen kelimelere mi yanayım bilemiyorum...

[17:27] | [] | # | G! |

Fri, 02 Jun 2006

Evet, bir kere daha beni Fazlamesai Galaksisi ve Linux Gezegeni gibi yerlerden kovulmaya bir adım daha yaklaştıracak olan, içinde GNU/Linux veya özgür yazılıma dair hiçbirşey barındırmayan bir blog girdisiyle karşınızdayım.

Bugün ilk konu Orient Expressions ve Sabahat Akkiraz'ın birlikte çıkarttıkarı albümleri: Külliyat. Öncelikle bir açıklama yapayım. Her ne kadar müzik konusunda mümkün olduğunca geniş mezhepli davranmaya çalışıyor olsam da "elektronik müzik" gibi bazı türlere bir türlü ısınamadım. Belli bir seviyeye kadar dinlediğim müzikte elektronik tınılardan rahatsız olmuyor olsam da sınırımın "Rebel Moves" olduğunu söyleyeyim, gerisine siz karar verin. Herneyse, konuyu dağıtmayayım. Orient Expressions daha önceden dinlemediğim bir gruptu. Sadece İstanbul Hatırası adlı güzel filmde (ve tabii filmin müzik cd'sinde) bir parçalarını dinleme fırsatı bulmuştum. Her ne kadar parçalarına bayılmış olmasam da rahasız olmadan dinleyebildiğim türden, ortalama bir parça olduğuna karar vermiştim. Külliyat albümünü alırken de biraz İstanbul Hatırası'ndan gelen olumlu düşüncelerle albümün arkasında yazan "elektronik altyapı" gibi şeylere fazla takılmadan albümü aldım.

Ne yazık ki albüm benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Sabahat Akkiraz'ın daha önce Fransa'da bir caz festivalinde caz tınıları eşliğinde türkü söylediği "Konserler" albümü kıvamında birşeyler beklerken ne yazık ki albümün beklentilerimden çok uzakta olduğunu gördüm. Evet, elektronik müzikten çok hoşlanan bir insan değilim fakat bence albümü beğenmeme nedenim bu değildi. Albümde yapılan sadece Sabahat Akkiraz'ın söylediği türkülerin arkaplanına elektronik tınılar eklemekten ibaret gibi duruyordu. Neredeyse Sabahat Akkiraz'ın bu albüm için yeni kayıt yapmasına gerek kalmayacakmış. Rahatlıkla eski kayıtların üzerine elektronik yapılar eklenerek de aynı albüm yapılabilirmiş gibi bir havası vardı. Albümün bu gerçek anlamda pek bir yenilik içermeyen doğası beni albümden oldukça soğuttu ve albümün tamamını dinlemeye dayanamayarak üçüncü parçanın ardından CD'yi çıkartıp Bebo & Cigala'nın Lágrimas Negras albümünü taktım. Yine de birgün bu albümü tekrar (bu sefer sonuna kadar) dinleyip tekrar değerlendirmeyi planlıyorum.

Vakt'i zamanında denize karşı ayaklarımı terasın parmaklıklarına uzatıp sessizliğin keyfini Buena Vista Social Club dinleyerek çıkarttığım günden beri yaz aylarında latin damarım kabarır. Gerçi bu yıl o damar daha yaz gelmeden Klazz Brothers & Cuba Percussion sayesinde kabarmaya başlamıştı. Aslında Bebo & Cigala daha önce hiç dinlemediğim müzisyenlerdi. Albümü duyduktan sonra kendileri hakkında kısa bir araştırma yaparak sitelerini buldum. Sitelerinde albümdeki tüm şarkıları "streaming" olarak dinleyebiliyorsunuz. Tabii mimms marifetiyle şarkıları kaydetmeniz de mümkün. Açıkçası ben şarkılardan birini indirip dinledikten sonra koşa koşa giderek albümü aldım. Aslında albüm hakkında söylenecek pek fazla birşey yok. Mükemmel bir piyano, mükemmel bir vokal, mükemmel şarkılar. Latin müziği seviyorsanız (tabii Latin derken Jennifer Lopez veya Ricky Martin'i kastetmiyorum) kaçırılmaması gereken bir albüm.

Evet, gelelim filmimize. Filmimiz "Final Fantasy VII: Advent Children". Aslında Japon animasyonları pek hoşlandığım bir film biçimi değildir. Final Fantasy serisine de (oyun olanı) özel bir sempati beslediğim söylenemez. Peki o zaman neden Final Fantasy'yi seyretme ihtiyacı duydum. Aslında öyle bir ihtiyaç duymadım. Daha çok zorlandım. Buradan kendinden küçük kardeşi olan herkese sesleniyorum: Eğer kardeşinize bir film hediye etmek istiyorsanız sevdiğiniz bir film seçin, yoksa oturup filmi seyretmek zorunda kalabiliyorsunuz. Film herşeyden önce konu ve anlatım olarak hiçbirşey içermiyordu. DVD'de ekstra olarak sunulan "çıkan kısmın özeti" ise tamamen filme konu olan oyunun ara demolarının birleştirilmesiyle oluşmuştu. Son olarak filmi biraz olsun izlemenizi sağlayan aksiyon sahneleri de birşey anlamanıza izin vermeyecek kadar hızlı ilerliyordu. Kısacası bence bu filmi izlemeyin, paranıza, eğer parayı umursamayacak kadar zenginseniz, zamanınıza yazık. Tabii haklarını yememek lazım. Adamın Cüneyt Arkın'ı kıskandıracak bir hareketle koskoca motoru kılıçla ikiye bölmesi güzeldi.

Neyse, bir de gezegen ve galaksi'den kovulmamak için emniyet kemeri: Ubuntu 6.06 çıktı. Saygılarımla...

[12:02] | [] | # | G! |

Sun, 30 Apr 2006

Rashit'i ilk albümlerinden beri takip ederim. Şimdiye kadar çıkardıkları albümler her seferinde o sırada kullandığım müzik çalma aygıtında (walkman, mp3 player vs...) uzun süre yer etmiştir. İlk albümleri gerçekten kaliteli, "yerli malı yurdun malı" punk müziğin en başarılı örneklerindendi. Özellikle "Çok mu zor?" şarkısındaki darbuka vs... gibi enstürmanların son derece başarılı kullanımı etkileyiciydi. Bir "ilk albüm" için son derece başarılı bir albümdü.

Uzunca bir aradan sonra ikinci albüm "Adam Olmak İstemiyorum!" geldi. Bu albüm çok daha sert ve doğrudan hedefe yönelik bir anlamda "zehir gibi" şarkı sözleri içeriyordu. Bütün sert şarkı sözlerine karşılık albümün müzikleri, punk doğasına uygun olarak, son derece eğlenceliydi. Üstelik bu albümde darbukanın yanına saksafon gibi daha farklı enstürmanlar da katılmıştı. Bilmiyorum acaba kaç punk grubu vardır ki "Kuş sesleri ovalara yayılır" gibi bir şarkıyı alıp, punk yorumu yapıp üzerine de bu kadar başarılı sözler yazsın. Bu neşeli müzikler ve sert sözlerin yarattığı kontrastın mükemmelliğinden olsa gerek, albüm hemen "klasikler" rafımda bir yer elde etti.

Ve günümüze geliyoruz...

Herşey hürriyetim.com'un adını hatırlamadığım bir bölümünde Rashit röpörtajını okumamla başladı. Röpörtajda yeni albümlerinin çıktığından, albümün Sony etiketiyle çıktığından, ilk defa bir prodüktörle çalıştıkalrından bahsediliyordu. Kafamda alarm zilleri çalmaya başlamıştı. Galiba Rashit'i de kaybediyorduk... Birkaç saat sonra evimin yakınındaki bir alışveriş merkezinden albümü almıştım fakat hay, huy derken dinlemek bugüne nasip oldu.

Şimdi "Abi Rashit'te davayı sattı, yumuşadı" muhabbeti yapacağımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu tarz bir muhabbet ihtiyacı içindeyseniz sizi Güven Erkin Erkal'ın tarafına alalım.

Albüm benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Hayır, sorun sözlerin eski zehir gibi halini yitirmesi değildi. Hatta sözlerde biraz yumuşamanın müziği daha dinlenebilir kılacağını düşünüyordum. Beni asıl üzen Rashit'in bir anlamda imzası olan o hareketli, kıpır kıpır ve çok sesli müziği terketmiş olmasıydı. Sözler yumuşamıştı, buna şüphe yok... Artık şarkılarında "Onlar adi birer hırsızlar, çünkü zengin oldular" yerine "Basit bir bahçıvanım ve hüzün ekiyorum bahçeme" gibi sözler geçiyor. Öte yandan bu yumuşacık sözlere arka planda bir saksafon veya oynak bir gitar değil gitarla tutulan son derece sıradan bir ritm eşlik ediyor o kadar.

İnsanların popüler, para kazanmaya yönelik albüm yapmalarına karşı değilim, fakat umarım Rashit istediği kadar parayı kazandıktan sonra tekrar o canlı, hareketli ve "farklı" müziğini yapmaya devam eder. Ben o zamana kadar bu sözleri tekrar edeceğim (Kuş sesleri ovalara yayılır melodisiyle söylenecek):

Kalp hastası
Çalışkan bir arıdır
Kalp hastası
Çalışmak zararlıdır
Aman bekle bankada, kuyrukta
Yürüme bin git arabanla
Çok acelen var senin aslında
Çalış, çabala kazan daha çok para

Not: Yazmaya başlarken Adam Olmak İstemiyorum albümü çalıyordu, Kısır Döngü ile başladık, Nakavt ile bitiriyoruz.

[22:44] | [] | # | G! |

Sun, 26 Mar 2006

Son günlerde durup durup Klazz Brothers ve Cuba Percussion dinliyorum. Bu arkadaşlar, durmamış, dinlenmemiş ve ünlü klasik müzik parçalarını ve caz standartlarını almış Küba ritmleriyle birleştirerek güzelce yorumlamışlar. Bilen bilir, oldum olası perküsyon & piyano uyumuna hayran olmuşumdur. Bu nedenle bu iki albüm beni tam anlamıyla mest etti doğruyu söylemek gerekirse. Başarılı müzisyenler, başarılı yorumlar, Küba, piyano... Bir uçak bileti mi alsam ki?

Peki hiç mi kötü yanı yoktu? Olmaz olur mu. Sanıyorum CD'lerin Türkiye'de satılanı Alman baskısı olduğundan içinde Flight Of The Bumblebee ve benzeri birkaç muhteşem yorum daha eksikti. Ve tabiiki iç kapakta yazan herşey Almanca olduuğndan hiçbirşey anlayamadım.

Not: Doom''un filmini izlemeyin. Doğruyu söylemek gerekirse "Bakalım Doom'un filmi nasıl olmuş?" şeklindeki merakımı tatmin etmekten başka hiç bir işe yaramayan bir film.

[14:18] | [] | # | G! |

Mon, 06 Mar 2006

Birkaç gün önce MEB Şura Salonu'nda Erkan Oğur ve İsmail H. Demircioğlunu dinleme fırsatı buldum. Erkan Oğur konseri kendisinin Yoda soyundan geldiğine inanmama sebep olan şu sözerle açtı:

Müzik konuşulmaz. Yapılır ya da yapılmaz...
Konserde benim için en büyük hayal kırıklığı ise Erkan Oğur'un pek konuşamayan bir insan olmasına rağmen o gün gevezeliğinin üzerinde olmasıydı. Ne yazık ki çok iyi bir müzisyen olmak sizi çok iyi bir konuşmacı yapmıyor.

İşin magazin kısmını geçersek, konser nasıldı? Açıkçası konser benim Erkan Oğur'dan beklediğim enerjiyi içermiyordu. Konserin ilk yarısı boyunca üst üste 6-7 tane ağıt çalınması da bu yorgunluk hissini artırdı. Neyseki konserin ikinci yarısı birinci yarısına oranla biraz daha canlı parçalar içeriyordu. Özellikle artık konserlerinde daha poitik ağırlıklı hareket eden Erkan Oğur'un "Ey Zahit Şaraba Eyle İhtiram" ve "Eşeği Saldım Çayıra" gibi türküleri "hükümetlere" ithaf etmesi oldukça eğlenceliydi. Tabiiki Erkan Oğur ve İsmail H. Demircioğlu'nun çaldıkları her parçada virtüöz olduklarını kanıtlamaları gibi bazı detaylar da vardı... Konserin sonunda ise o dakikaya kadar ölgün ve ruhsuz bir şekilde konseri izleyip hiç bir katılım göstermeyen izleyici (ben de bu gruba dail olduğumu itiraf edeyim) ancak sanatçılar bis yapınca biraz olsun söylenenlere katıldı.

Not: #fazlamesai, blogların gücünü ispatlarcasına eski günlerini yeniden yaşıyor. Yoksa siz hala katılmadınız mı? Biz çok eğleniyoruz...

Not2: Recai Hocam'a göz kırparak bundan sonra Lexical Closure yerine Lafzî Muhasara karşılığının kullanılmasını oylamaya açıyorum.

[10:46] | [] | # | G! |
Elektrikli Posta
Uptime
2 ay, 16 gün, 1 saat, 58 dakika
Çocuklara Bilgisayar
Kategoriler
/ (181)
  dev/ (11)
  kod/ (24)
  linux/ (37)
    freedays/ (2)
    senlik/ (0)
      2006/ (15)
  misc/ (52)
  mobil/ (3)
  musiki/ (16)
  net/ (9)
  tech/ (7)
  web/ (5)
Zaman Makinesi
< November 2006 >
SuMoTuWeThFrSa
    1 2 3 4
5 6 7 8 91011
12131415161718
19202122232425
2627282930  
Kapı Komşuları
Güzel Siteler
Ivır zıvır
XML Feed

FSF Associate Member: 2040

Powered by PyBlosxom

Valid XHTML 1.0!