Anlık olaylar, fikirler, gudik ismail vs...
Thu, 23 Nov 2006
Aslında bu "Yerli Malı Ginger" diye hitap ettiğim "Erke" üzerine birşey yazmayı istemiyordum fakat şu yorumu görünce paylaşmadan duramadım:
İBRAHİM UÇAR 22.11.2006 18:40:52
Arkadaşlar fizik kanunları var deyip duruyorsunuz bu kanunları da insanoğlu buldu yine insanoğlu değistirebilir. İnanmak güç ançak doğru olabileceğinide düşünerek destek çıkalım adamlardaki hevesi kırmayın ne olur. Böyle şeylere ihtiyacımız var ve olacaktır…
Bu yorum beni anılarıma götürdü... Newton daha ortada yokken Leonardo Da Vinci ile nasıl Roma - Venedik arası uçtuğumuzu, Einstein'dan önce Gauss ile nasıl da ışıktan hızlı yolculuklara çıktığımızı hatırladım.
Hazır eski günlere dönmüşken bir anımı anlatayım... Heisenberg'in ortalıkta olmadığı, haliyle evrenin deterministik olduğu günler... Bir ara ışıktan hızlı gdip gelecekten bilgi getiren bir arkadaşım bana evrendeki tüm temel parçacıkların konum ve hız bilgilerini içeren bir CD vermişti. CD'yi gözlerimi kullanarak okuduktan sonra oturup biraz hesap yaptım ve sonraki on yıl boyunca tüm şans oyunlarının sonuçlarını öğrendi. İşte bugünkü servetimin en önemli kaynağı o zamanlarda sonucunu bildiğim şans oyunlarıdır.
Wed, 22 Jun 2005
Bir süredir Windows yüklü olmayan bir Vaio alabilmek için İstanbul Bilişim Merkezi ile görüşüyordum. En son Sony'nin Merkezi ile görüşüp sonucu bildireceklerini söylemişlerdi. Bİr süredir kendilerinden ses seda çıkmaması üzerine kendilerine telefon ettim. Telefondaki satış elemanı Windows yüklü dizüstü istediğimi duyunca doğrudan doğruya "Sen ona yasadışı yollardan edindiğin, lisanssız Windows'unu yüklemek istiyorsun" tepkisini verdi. Yani bana açık ve net bir şekilde "hırsız" muamelesi yaptı. Evet, ben bilgisayarımda sadece ve sadece özgür yazılımlar kullanıyorum. Ben hırsızım!
Tue, 14 Jun 2005
Yeni sevgilimle kavuşmak için bir süre daha akrabaları ile kavga etmem gerektiğini anlamıştım. Japonya'daki büyük dedeleri ile iletişime geçip sorunu kökünden çözme denemem ise başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ben tam bunlarla uğraşırken şu anki sevgilim de kıyafetlerinin eskiliğinden yakınmaya başlamıştı. Hani haklıydı da, son 5 yıldır hep aynı kıyafeti giyiyordu. Bir değişiklik şarttı.
Perşembe akşamı PSU'dan gelen traktör sesi ile uyandım. O anda acil bir müdahale (tekme) ile gürültüyü azalttıysam da bir türlü tamamen kesilmedi. Cuma akşamı Ankara dışına çıkıp pazar akşamı döneceğimden Pazartesiye kadar dayanmasını umarak yola çıktım. Eve döndüğümde PSU'nun hala hayatta olduğunu görmek beni çok sevindirdiyse de artık gidici olduğu her halinden belliydi. Ben de bugün sevgilime yeni kıyafetler almak üzere çarşıya çıktım ve kendisine kraliçelere layık, Chieftec marka, godzilla boyutlarında, CX-01 diye bir kasa aldım.
Alet tam bir harika. Herşeyden önce baştan sona tornavida olmadan montajı yapılabilecek şekilde tasarlanmış. 6 tane HDD 2 tane floppy olmak üzere toplam 8 tane 3.5" yuvası ve 4 tane de 5¼" yuvası var. HDD yuvaları kızaklı ve işin güzel yanı kızaklar disklere vidalanarak değil geçmeli bir şekilde tutturuluyor. İlginç bir şekilde HDD yuvaları alıştığımız şekilde kasaya paralel değil, kasayı dik kesecek şekilde yerleştirilmiş. Yani disklerin arkasındaki kablolar kasanın yan tarafına bakıyor. Ben yuvarlatılmış IDE kabloları kullandığımdan bu durum bir sorun değil tabiiki. SATA kullanıcıları için ise zaten hiç mi hiç dert yok. 5¼" yuvalar ise yine kızak benzeri bir mekanizma kullanıyor fakat kullanım şekli HDD yuvalarından farklı. 5¼" yuvalara cihazı takarken iki yanından toplam dört adet kasanın yanında gelen özel vidalardan takıp sonra kasanın önünden arkaya doğru itekliyorsunuz. En arkada bir kilit mekanizması kilk diye bir ses ile sürücüleri yerlerine kilitliyor. Oldukça hoş bir sistem.
Kasa yanında 360W'lık bir PSU ile geliyor ki bu benim yakın zamanda kurmayı planladığım raid mekanizmasını da rahatça çalıştırabilmesini sağlıyor. Zaten sistemde fazla elektrik çeken bir donanım mevcut değil. PSU üzerinde soğutma için iki fan bulunuyor. Bunlardan biri alıştığımız şekilde kasanın içine bakıyor, diğeri ise alışılmadık şekilde PSU'nun altında ve kasanın içine bakıyor. Kasa sanki üzerine fan takılması için yaratılmış. Arkada bir adet 120mm çapında, bir yanında iki adet 90mm çapında diğer yanında ise HDD soğutma amacıyla tasarlanmış 3 adet 90mm çapında fan için yuva bulunuyor. Bu sayede sisteminiz ufak çaplı bir buzdolabı halini alabiliyor. Tabii ben bu makina ile aynı odada uyuduğum için ve kullandığım makina da ısınmaya fazla meyilli olmadığından PSU dışında fan takmadım.
Neyse, sonunda güzelim uptime'ımı (73 gün 13 saat olmuştu) kaybettim, web sitem 3 saat kadar down kaldı, ama açıkçası değdi. Şu anda ayağımın altında bir canavar olmasının huzuru hepsine değiyor doğrusu. Yakında yeni sevgilime kavuşunca bu sevgilime de bir DVD Writer takmak ve ek bir HDD ile RAID yapmak gibi fantaziler peşine düştüm şimdi. Sonra da üzerine FTP, Samba falan kurup adam gibi bir dosya sunucu sahibi olmayı planlıyorum.
Not: Sevgilimin ameliyat resimlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Thu, 09 Jun 2005
Geçenlerde S. Çağlar Onur'un yeni sevgilisi hakkında yazdıklarını okuyunca bu aralar çok yalnızlık çeken biri olarak "belki şöyle bana göre bir arkadaşı falan vardır" düşüncesiyle bağlantı verdiği siteye girdim. Girdim, ve bir baktım ki bir kuzeni var kendisinin, S3HS. Dillere destan bir dilber, Sony özene bezene yaratmış. 9 Günlük bayram tatilinde yaratılmış cinsten birşey. Bugün sokağa çıkmışken kendisini aradım, bulmam da zor olmadı. Şöyle bir gözgöze gelmemizle zaten ilk görüşte aşk mevzubahis olmuştu. Tam babasına gidip "verin onu bana, benim olsun o" diyecektim ki önce kendisinin ailemize uygun olup olmadığını bir denemenin daha mantıklı olacağını düşündüm. Babasına "içinde Windows XP olmadan alabiliyormuyum" diye sordum. Aldığım cevap hayallerimi yıktı. Ne yazık ki bu dilber Windows XP olmadan alınamıyordu. Hayallerim yıkılmış bir şekilde çıktım eve geldim. Geldiğimden beri de kendisinin soyunu, sopunu (distribütörünü) gerek telefon, gerekse e-posta yoluyla onu bana saf haliyle vermesi için ikna etmeye karar verdim. Yakın akrabalarına başvurdum, şimdi cevap bekliyorum. Eğer olumsuz cevap alırsam işi abartıp Avrupa'daki amcasını, halasını falan yani Sony Avrupa'yı arayıp onlarla konuşup bu meseleyi çözeceğim. Çok feci kafaya taktım.
Şaka maka aşk-meşk uğruna karanlık tarafa geçip Windows XP yüklü bir dizüstü alıyordum neredeyse.
Sat, 19 Mar 2005
Bu aralar Sony Cliè'min gerek günlük kullanımımda yetersiz kalması, gerekse pilinin ömrünü doldurmaya başlaması üzerine yeni bir PDA aarayışına çıktım. Tam olarak hayallerimdeki özellikleri sağlayan Sharp Zaurus'u (CL-860 ve C3000 modelleri) bulduğumda önce çocuklar gibi sevindim. Fakat bu aletlerin fiyatlarının 800$'lar seviyesinde gezdiğini görünce, masaüstü makinamın da biraz yaşlandığını gözönüne alarak "Üstüne biraz daha koyar notebook alırım" fikri ağır basmaya başladı.
Notebook'ta aradığım özellikler 802.11g ve heryerde kullanmayı planladığım için 12", tercihen dönüp okumaya uygun hale gelebilen bir ekrandı. Aramalarım sonucunda LG LU20'yi buldum. Özelliklerine bakıldığımda ihtiyaçlarımı karşıladığı gibi 1481USD+KDV gibi makul sayılbilecek bir fiyatı da vardı. Fakat o da ne! Bu aletin içinde Windows XP Home Edition diye bir garabet geliyordu. Windows XP'yi kullanmasam da ne olduğunu biliyordum ve onu istemediğimi de biliyordum. Hemen bunun kaç kuruş olduğuna baktım. 95USD+KDV gibi bir lisans ücreti vardı. Yani benim almak istediğim notebook'un fiyatının 95USD'lik kıasmını hiç kullanmayacağım birşey oluşturuyordu.
Bu noktada şunu açıklığa kavuşturmak istiyorum. Bu notebook'ta ihtiyacım olmayan başka şeyler de vardı. Örneğin aslında 1.6Ghz bir işlemci benim için fazlaydı, veya modem'e ihtiyacım yoktu. Ancak bunlar donanımın bir parçası olan ve o kadar kolay bir şekilde sistemden ayrılamayan parçalardır. Halbuki yazılım hiç te öyle değil! Yazılımı bilgisayarınızdan kolayca silebilir ve lisansıyla birlikte başka bir bilgisayarda değerinden hiçbirşey kaybetmeden kullanabilirsiniz. Bu durumda LG (ve tabii diğer notebook üreticileri) benim istediğim yazılımı seçme hakkımı haksız bir şekilde kısıtlıyorlar. Buna hakları olduğunu ise hiç sanmıyorum...
Bugünden başlayarak tüm notebook üreticilerinin türkiye dağıtıcılarıyla bir şekilde iletişim kurup bu işin peşine düşeceğim. Bugün Ufotek'i arayarak buna başladım. Gerekirse diğer dağıtıcılarla da konuşacak, gerekirse her notebook üreticisine teker teker e-posta yollayacağım. Kullanmayacağım birşeye 100USD ödememek benim tüketici olarak hakkım, ve notebook üreticileri de bu hakkımı ihlal edemeyeceklerini anlamak zorundalar!
Edit: Bu konuyu fazlamesai.net'te de gündeme getirdim. Dileyenler oradan tartışmalara katılabilirler.
Güncelleme: Sonunda, mutlu son...